İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Acılardan Gelen Kavruk Bir Çocuk; Muzaffer İzgü

107 kitap, 200’e yakın radyo oyununun yazarı Muzaffer İzgü’yü 26 Ağustos 2017 tarihinde kaldırıldığı İzmir Katip Çelebi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kaybettik. Kendi ifadesiyle İzgü; doğdu, okudu, düşler kurdu, yazdı ve gitti…

29 Ekim 1933’te Adana’da doğan yazarın ilk yazıları öğretmenlik yaptığı Aydın’da Hüraydın gazetesinde yayımlandı. Sonrasında Akbaba dergisinde öyküleri yayımlandı. İlk kitabı 1970 yılında basılan Gecekondu isimli romandır. İzgü’nün ilk tiyatro oyunu ise Nejat Uygur için yazdığı “İnsaniyettin”dir.

Çoğunlukla gülmece türünde eser veren yazar, aynı zamanda çocuklara ve gençlere yönelik eserler de üretti. İzgü onların okumasını ve düş kurmasını önemsiyordu. Bunun için hem kitaplarında hem de onlarla bizzat yüz yüze geldiği söyleşilerinde okurlarının sorgulamaya, şüphe etmeye başlamalarını öğütlüyordu. İzgü’nün kitaplarına getirilen yasaklamalar üzerine yaptığı bir söyleşide konuyla ilgili söylediklerini hatırlayalım: “Amaçlanan düşünmeyen nesil, düşünen insan soru sorar, soru soran çocuk ve genç artık değişmiştir. Artık sürünün koyunu değil bireydir. Çocukların birey olması istenmiyor.” 12 Eylül döneminde, yazarın Ekmek Parası ve Türk Dil Kurumu öykü ödülünü kazanan “Donumdaki Para” isimli kitapları, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yasaklanmıştı. Ayrıca İzgü’nün kendi çocukluğunu anlattığı “Zıkkımın Kökü” isimli roman 2013 yılında yapılan isimsiz bir ihbar sonrası, Bursa Orhangazi Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yasaklanmıştı. Roman aynı zamanda 1993 yılında yönetmen Memduh Ün tarafından beyaz perdeye aktarılmıştı. Romanda zorluklar içinde geçen çocukluğu gerçeğine oldukça yakın bir halde aktarılıyordu.

Muzaffer İzgü zor koşullarda onu 100’den fazla eserin yazarına dönüştürecek olan gayretini, yaşamından bazı kesitleri anlatarak okurlarıyla sık sık paylaşır, okurlara ilham verirdi. Çocukluğundan bazı anektodları kendi sözleriyle hatırlayalım:

İlk okuduğu kitabı anlatıyor:

“Yağmurlu günlerde Nedimlerin evine giderdim. Onların evinde soba yanıyor, üstümü başımı kuruturdum, dersimi yapardım. Annesi acı biber sürerdi salçanın üstüne. Biraz da karnım doyardı. Ev de yakın, sonra yağmur da dinerdi, koşardım. Nedim bir gün dedi ki; ‘Seni götüremeyeceğim ben, ablamın nişanı var, ev kalabalık. Sana bir yer söyleyeyim oraya git, orada soba yanıyor. Halkevi Kütüphanesi’. Ders bitti, ben koşa koşa gittim, nasıl yağmur yağıyor… Sırılsıklam girdim kütüphaneye. Her yerimden sular akıyor. Öyle bir korkuyla giriyorum ki… Yabancı bir yere girerken hedef küçültürüm, beni kimse görmeden sobanın yanına gideyim dedim. Gördü biri; gözlüklü bir amca: ‘Sen az önce havuza mı düştün oğlum?’ dedi. Cevap verdim ‘Yok amca, benim paltom yok, şemsiyem de yok. Ben ısınacağım, kurulanacağım, dersimi yapacağım sonra da evime gideceğim.’ O amca benim ceketimi çıkardı, sandalyeye geçirdi, sobanın yanına çekti. Ben de ısındım, kurulandım. Baktım köşedeki bir abla çocuklara kitap veriyor. Yanımdakine fısıltıyla sordum ‘parayla mı veriyor’ diye. Hayır, ödünç… Gidip ben de istedim. Çok yazara sorun ilk okuduğu kitabı bilmez. Abla bana Define Adası’nı uzattı. Yaşamımda ilk kez elime bir kitap aldım. Evde odun yok, kömür yok, kitap mı olacak! Öbür çocuklar nasıl açmışsa aynı açtım, okumaya başladım. Dağlar, denizler, altınlar, gümüşler, kumsallar… kendimden geçtim, yitip gitmişim kitabın içinde. Omzumu dürtüyor biri. Baktım, abla… ‘Çocuk burayı kapatıyoruz.’ ‘Abla kitap bitmedi.’ ‘Yarın gelir bitirirsin.’ Ve ben ertesi gün koşa koşa oraya gittim. O kitabı okumayı sürdürdüm. 2. sınıfla 5. Sınıf arasında en az 300-350 kitap okudum. O kitaplar beni Muzaffer İzgü yaptı. O kitaplarla ben düş kurmayı öğrendim, düşünmeyi öğrendim.”

İlk yazdığı yazıyı anlatıyor:

“Bir Münevver Teyze vardı, hiç unutmam, ne zaman bir postacı geçse aynen şöyle derdi: ‘Evladım, bana mektup var mı?’ Postacı ‘yok!’ derdi. Soruyorum: ‘Annecim, Münevver teyzeye neden hiç mektup gelmiyor?’ Annem: ‘onun kimsesi yok’ diyor. Bir okuma yazmayı sökeyim, şu kadına bir mektup yazacağım diyorum. Nisan ayında okuma yazmayı söktüm. Hiç unutmam yazdığım ilk. Bir beyaz zarf, bir kağıt: ‘Münevver Hanım, bahar geldi, papatyalar açtı, gelincikler çıktı, köpekler havlıyor, kuşlar ötüyor, kediler miyavlıyor, eşekler anırıyor, hepsi ellerinden öpüyor.’ Soruyorum: ‘Postacı amca, Münevver Teyze ne zaman alır mektubu??’ ‘Yarın öğleden sonra alır yavrum’. Zaten biliyorum. Ertesi gün ikimizin de gözü yolda bekliyoruz. Postacıyı bir gördüm yüreğim yerinden çıktı. Bu gene açtı camını: ‘Evladım’ dedi sesi kesildi. Arkasından boğuk bir ses: ‘Muzaffer koş bana mektup geldi!’ okuma yazma bilmiyor. ‘Aç evladım, aç bakayım!’ Çiçekler, eşekler, bilmem neler… ‘Ay, ne güzel evladım!’ Mektubu elimden kaptı, öptü, kokladı, koynuna soktu. Annem şunu söyledi bana; ölümünde koynundaymış bu mektup. O yaşlı kadına nasıl bir yaşama zevki aşılamışım.”

Okul gazetesine çıkan ilk öyküsünü anlatıyor:

“Beni yazar yapan 4. sınıf öğretmenim Yusuf Bey adında biridir. ‘Kompozisyon yazın, ölçeceğim bakalım nasıl yazıyorsunuz!’ dedi. Hiç unutmam ben de ‘Yaprak’ adlı bir yazı yazdım. İşte ağaçtan düşüyor, ‘ben’ diyor ‘ormanda gezeceğim, balıklarla dans edeceğim…’ Çok sevdi öğretmen, yazıyı okuttu bana. Benim nasıl hoşuma gitti. Duvar gazetesine koydu öğretmenim o yazıyı. Beni göreceksiniz, iki elim cebimde, duvarın dibinde bir gezişim var. Bir aşağı, bir yukarı… Okuyan yok. Gittim dosdoğru başöğretmen odasına, dedim: ‘Öğretmenim, benim yazım çıktı, okur musun?’ Adam 130 kilo yerinden kalkmıyor. ‘Yavrum, sonra okurum.’ Zorla indirdim, okutturdum. Arkasından öğretmenler odası… Bütün öğretmenleri indirdim. Bir 4-B’nin öğretmeni inmedi. Hala küsüm, şimdi görsem konuşmam. Sokağa çıktım, terzi çırağı, bakkal çırağı, kasap çırağı, ne bulursam… Koştum eve babacım sokaklarda ıspanak satmış, el arabasında onun yaprakları var. ‘Babacım, benim yazım çıktı!’, ‘Hangi gazetede oğlum?’, ‘Duvarda baba!’. Koştum okula, hiç unutmam; okudu, eğildi, iki bileğimi yakaladı, sağ gözünde bir yaş… ‘Muzaffer, sen yazar mı olacaksın oğlum?’ dedi. ‘Evet babacım!’ Babama verdiğim sözü tuttum ve yazar oldum”


Yazarımız Ayşenur Yeşilyurt’un tüm yazılarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://isimseyiranlam.com/author/aysenur/

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın