İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Küçük(!) İdrak Meselesi

Tam iki yıl olmuş dün.

  İnsan, hayatın hiç de sandığı gibi bir şey olmadığını ilk ne zaman idrak etmeye başlar? Büyüdükçe dünyanın gerçekliğiyle kirletilmemiş hayallerinin uçurumlarından düşerken bir bir, neye tutunur? Nasıl dengesini bulur, kafasında hüküm süren dengesizliğe rağmen? Dağ sandığı, sığınak bildiği yere varınca onun küçük bir taş parçasından ibaret olduğunu görür de nasıl güvenmeye devam eder? Gözün üstünde kaş bulundurmak suçken nasıl inanır mutlu yarınlara? Sahi, insan, hayatın hiç de sandığı gibi bir şey olmadığını ilk ne zaman idrak etmeye başlar?

Bazen sorarım kendi kendime, gerçekten büyümek nedir? En kaba tabirle hayatın hiç de sandığın gibi bir şey olmadığını idrak etmek. Nutuk atmayan, afili sıfatların arkasına sığınmayan bir cümle… Kulağa basitmiş gibi geliyor olabilir fakat bir giz var bu kelimelerin içinde. Kendinden başka bir ifadeyle yeri doldurulamayacak bir giz: İdrak etmek. Bilmek değil, görmek ya da duymak ya da okumak değil. Yaşamak, anlamak, içine sindirmek… Hücrelerine kadar hissetmek gerek. Dişle, tırnakla kazımak; avuçlarının içiyle sıkı sıkıya kavramak gerek. Ama ne için, “böyle gelmiş böyle gider düzeni”ne köle olmak için mi? Her şeyi çıkarına göre yontmak, en kolay şekilde yolunu bulmak, minareyi çalmazdan evvel kılıfını hazırlamak için mi? Ne için? Çocuk yüreğine konulan merhameti kendi ruhuna bile duyurmadan defnetmek için mi? Sahi, gerçekten büyümek nedir?

Dünya gözümde kaç kez şekil değiştirdi, kim bilir? Ben büyüdükçe o büzüştü, küçüldü, katılaştı, kokuştu. Ben tanıdıkça o dar geldi ruhuma. Nereye sığacağımı bilemedim. Öyle günlerim oldu ki umutsuzluktan öteye gidemedim. Düşündüm, beynimi kanatırcasına düşündüm. Gören bir insan körlüğe bu denli övgüye nasıl katlanmalıdır? Gerçek bir idrak neyi doğurmalıdır? İnandığın değerler adına tüm çirkinliklere “Bu da geçer Ya Hu!” deyip kolları sıvamayı? Ya inandığın değerler ayaklar altına alınmışsa? Ya tersine dönmüşse dünya? Kim cesaret edebilir bunu haykırmaya: Belki de yıl 2018 değil, Orwell’in büyük birader hegemonyasıdır. Düşünmek bile suç olmuştur. Kim bilir, belki de sözlüklerimiz değişmiş, değerlerimizin içi boşaltılmıştır. İnsan, böyle bir zamanda neye tutunmalıdır? Belki de akıntıya karşı kürek çekmeyi bırakmalıdır. Sahi, gerçek bir idrak neyi doğurmalıdır?

Hayır, kimse inanmasın son dediklerime! Kızgınlıkla söyledim. Böyle bir zamanda öleceğini de bilse insan, değerlerin değersizleştiği bir sisteme teslim olmamalıdır. Akıntıya kendimizi bırakırsak insaniyet namına bizden geriye ne kalır? İki ileri bir geri… İki ileri bir geri… Ha gayret! Elbet kolay değil ilerlemek. Belli ki yollar harap olmuş. İnişli çıkışlı, düzlük nedir bilinmez. İrili ufaklı diken ve taşlar döşenmiş. Üstelik tarifi olmayan bir kayganlık, nasıl malzemeler kullanılmışsa artık. Düşüyoruz, durmadan düşüyoruz. Dizlerimiz parçalanıyor, yaka paça bir yerde. Olsun, yine de kalmadık ya yerde! Zor da olsa doğrulduk. Yol uzun, anamız da su dökmeyi unutmuş arkamızdan, ondan mıdır; son zamanlarda epey yorulduk. Can emanetimiz “İstemezük!” diyerek kapıların önüne konuldu, en güvendiğimiz yerden vurulduk. Gönül evimizi, içindeki tertemiz idealleri paramparça ettiler, bir de yetmezmiş gibi “konfeti” diyerek başımızdan aşağı döktüler. Benliğimiz iflah olmaz bir hüzne bulandı. Hep biraz eksiklik, hep biraz gam… Ne kadar mutlu olsak da gözlerimiz ansızın dalıverir uzaklara. İçimizde bir yer sızlar; kâh belli belirsiz kâh dağı taşı çatlatırcasına. Bir şiir olur, zamanın tozlu sayfalarına akarız; “şuramızda bir şey var/ acıya benzer/ umuda benzer/ böyle günlerde her şey/ hem acıya, hem umuda benzer” Aynı sahiplenişle acılarımızın da umutlarımızın da başını okşarız. İnsan kalmanın zorluğunu anlarız. Sahi, akıntıya kendimizi bırakırsak insaniyet namına bizden geriye ne kalır?

Tam iki yıl olmuş dün. Hem her şey dün gibi hatırımda hem de sanki yüzyıl önce yaşanmışçasına uzak geliyor bana. Bizi sınadı hayat. Ağır ve acı bir idrak edişle bizi büyüttü zaman. Yıllar geçer, her şeyi unuturuz da bu çıkar mı aklımızdan? Ben unutmam. Hiç unutmam…

  “Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam/ diyor birisi yineliyorum/ hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmayın/ insan nasıl direnir başka/ hiç unutma”

Sahi, her şeyi unuturuz da bu çıkar mı aklımızdan?

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın