İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İki Akraba Kitap: Kar Yağıyor Hayatıma / Geçmiş Zaman Edipleri

Yazarları, şairleri biyografi yardımıyla tanımak bir dereceye kadar mümkün elbette. Ancak biyografi dili, zaman zaman soğuk, korumacı, tek boyutlu olabiliyor. Bu  noktada imdadımıza yetişen diğer bir edebi tür var: Anı.

Edebiyatımıza önemli emek ve eser katmış isimleri anı sıcaklığıyla okumaya ilginiz varsa Selim İleri’nin “Kar Yağıyor Hayatıma” ve Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Geçmiş Zaman Edipleri” kitaplarını rahatlıkla önerebilirim. Bu iki anı kitabında iki farklı dönemin insanlarını, sanat algısını, kitap ve dergilerini tanıyor; aydınların siyasi ve sosyal hayattaki konum ve bakışlarını görebiliyoruz. Bu nedenle iki kitabı da okuyup bir çeşit dönem karşılaştırması yapma fırsatımız oluyor.

İleri ve Hisar’ın bir ortak noktası da İstanbul hakkında çokça yazmış olmaları. Ayrıca Hisar, İleri’nin kitabında “Geçmiş Zaman Yazarı” ismiyle anılıyor.

Geçmiş Zaman Edipleri’nde Servet-i Fünun’un dönemin şairleri, aydınları üzerindeki etkisi görülüyor. Servet-i Fünun okumamak, bulundurmamak kınanacak bir şey. Döneme dair anladığımız bir diğer şey ise şiirin hala edebiyatımızın merkezi oluşu. Abdülhak Hamit Tarhan en çok saygı duyulan sanatçı. Roman yeni yeni yazınımıza giriyor, bazı romancılar onu sadece bir görüşü anlatmak için kullanıyor. Kimi isimler kolayca para kazanmak için gazeteye özensiz romancıklar yazıyor. Halit Ziya, yerli roman tarihimiz için milat.

Kar Yağıyor Hayatıma’da ise alternatif akımlar, dergiler, görüşler var. Ancak İleri, Varlık dergisinde ilk yazısının yayımlanmasının ne kadar büyük bir zafer hissi verdiğini anlatıyor. Şiir yine çok güçlü, ancak Kemal Tahir gibi, Sevgi Soysal gibi romancıların yerleri de ayrı.

Meşrutiyet dönemlerindeki yazarlar benzer hayaller, benzer düşmanlarla bir araya gelmiş heterojen bir grup. Bu benzerliklerin dışındakilerin kendisine yer edinmesi hayli güç. Bu konuyla alakalı kitapta belki onlarca örnek var, biri şu: “ O zaman bana sorsaydınız, ben, yeni şairlerimizin kanaatlerinin filizlendiği, sözlerini edebiyat için söyledikleri Edebiyat-ı Cedide’nin bir mektep, bir iklim, bir iman olduğu…”

Yaklaşık 50 yıl sonra hayaller, düşmanlar çeşitlenmiş. Yazarların taşlamaları, eleştirileri ise yine çok sert, bazen acımasız.

Varlık’ta farklı dönemlerde hem Hisar, hem İleri yazmış. Hisar, başkalarının anılarında yer aldığında ise acımasız eleştirilere maruz kalıyor. Elleştirilerdeki bu aşırılık dönemlerine paralel belki de. Bu noktayı tarihi ve edebiyatı birlikte okuyarak aydınlatabiliriz.

Anı yazılarında hüzünlü bir atmosferle karşılaşmak şaşırtmayacak elbette. Hisar’ın ve İleri’nin kendi geçmişlerini anarken duydukları özlem ve hüzün bir yana; Kemal Tahir’in, Tevfik Fikret’in, Halit Ziya’nın, Abdülhak Hamit’in hissettiklerine bir miktar şahit olma fırsatını bu anıların yardımıyla bulabiliyoruz.

İyi okumalar…

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın