İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kimsecik’teki Edebiyat Türleri

Kimsecik, Yaşar Kemal’in, Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı ve Kanın Sesi ciltlerinden oluşan roman üçlemesi. Bu yazıda, Yaşar Kemal’in romanda anlattığı hikayelerin derinliği ve çarpıcı temalarının ötesinde; pek çok edebiyat türünden beslenerek ortaya çıkmış özgün dilinin, etkileyiciliğinden söz etmeye çalıştık.

Yaşar Kemal’in romanı Kimsecik’in ilk cildi Yağmurcuk Kuşu romandaki küçük çocukların oyun oynayışlarıyla başlar. Onların zihninde oluşan hayal dünyası doğaüstü olaylarla bezelidir. Çocukların tanık oldukları olaylar, onların olaylar karşısında hissettiklerine bağlı olarak yeniden şekillenir; büyür, küçülür, değişir. Örneğin onların korkuları, romanda gökten kanın yağmur olup akması, ağaçların kan ağlaması, kötülerin büyüyüp bir deve dönüşmesi şeklinde ortaya çıkar. Bu anlatım tarzı okuyanlara “büyülü gerçekçilik” türündeki eserlerin hazzını veriyor. Ancak Kimsecik’teki büyü, gerçeklikten kopmuyor ve başlı başına romanın formuna dönüşmüyor. Kimsecik’te büyünün temelleri gerçeklere dayanıyor. Anlatımdaki olağanüstülük; olayların, karakterlerin bakışıyla yeniden şekillenmesinden, yücelmesinden kaynaklanıyor.

Kimsecik bir yandan da halk hikayelerini andırıyor. Ana karakterlerin hikayeleri romanda geçen coğrafyanın insanları tarafından dilden dile, bire bin katarak anlatılıyor. Dilden dile dolaşan hikaye, tüm anlatanların, dinleyenlerin ortak hayal güçlerinin toplamıyla, ilgi çekici bir hale dönüşüyor, değişiyor, büyüyor, zenginleşiyor. Kişiler, o günün ruhuna bağlı olarak bazen bir zalime, bazen de bir kahramana dönüşüyor. Okuyucunun da uzunca bir süre bilmediği detaylar, yöre halkının dilinde yeniden yazılıyor. Okuyucu ana karakterlerin öyküsüne, gerçeklerden kopmadan tanık olurken, bir yandan da bunların arkasında bir halk hikayesi şekilleniyor.

Yaşar Kemal romanlarında Adana’nın, Çukurova’nın her köşesi, rüzgarı, güneşi, ağacı, çiçeği, hayvanı bize tüm detaylarıyla tarif edilir. Okur, hikayeyle bütünleşmiş olan coğrafyayı bu sayede tanır, benimser. Ancak betimlemeler okuyanı yoran, sıkan bir zorunluluğa dönüşmez. Kimsecik romanında olduğu gibi, kartallar gökte toplanır, kara bulutlara dönüşür; yağmurcuk kuşları yağmur olur, mavi mavi yağar; tarlalarda kök söken işçilerin elleri damarlanır, söktüğü köklere döner, toprakla bütünleşir.Coğrafyayı tanımak üzere okunan her betimleme, bir şiire dönüşür, okuyanları heyecanlandırır.

Tüm bu zenginlikler, süslemeler, romanı gerçeklikten koparmaz. Romanın geçtiği yer, yaşandığı yıllar açıkça belirtilmiştir. Tarihte etkili olmuş gerçek kişiler de romanda yer alır. Romandaki öykü, köklerini o bölgenin gerçek yaşam rutininden, Çukurova’nın gerçek sorunlarından alır. Yaşar Kemal, ezbere bildiği memleketinin sorunlarını öyle heyecan verici bir dile çevirip anlatır ki, herhangi bir yerde yaşayan okur da bu olayları hisseder, bu dertleri dert etmeye başlar. Yaşar Kemal’in uluslararası okur tarafından da böylesine benimsenmesine, yalnız bu sebepten bile şaşmamak gerekir.

İlgili Kaynaklar:

http://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=91&Sayfa=172

http://openaccess.maltepe.edu.tr/xmlui/handle/20.500.12415/430

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın