İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Küme Düşme Mücadelesi!

Her şeyin bitmek üzere olduğu yerde yeni bir başlangıç için toplanan Gençlerbirliği taraftarı Serge Djiehoua’yı bağrına basıyordu. Djiehoua ise bu tepkiyi anlamsızca karşılamıyor, aksine muzurca bir gururla bu takdiri benimsiyordu. “Yeşil sahalarda görmeye” çok da alışık olmadığımız bu durumun gizemi ise bir önceki sezonun son maçında bu sahada Djiehoua’nın pratikte Antalya adına ama daha çok Gençlerbirliği için attığı gol ve sonuçlarında gizliydi.

2007-2008 sezonundaki 4. Teknik direktör olan Mesut Bakkal’la 2008-2009 sezonuna giriş yapan Gençlerbirliği, ligin 9. Haftasında Ankara’da Antalya’ya yenilince bu  kez takımı Samet Aybaba’ya emanet etmişti. Samet Aybaba ile de vasat performansını devam ettiren takım, ligin son haftalarına düşme korkusu yaşayarak girmese de, ligin 32 ve 33. Haftalarında arka arkaya Galatasaray ve Sivas deplasmanlarında kaybedince, son maç gününde birdenbire kendisini düşme potasının tam da ortasında buluvermişti. Hem de nasıl bir düşme potasının…

Son haftada Konya, Antalya, Denizli ve Gençlerbirliği düşme tehlikesi yaşarken, kağıt üzerinde işi en zor olan, son hafta kazanamadığı takdirde başka hiçbir sonuca bakmadan küme düşecek olan Konya ve o sezonun şampiyonu Beşiktaş’la oynayacak, Mesut Bakkal yönetimindeki Denizli olarak görünürken, işi en kolay olan takım ise ligde iddiası bulunmayan Kayseri’yle Ankara’da oyanayacak olan Gençlerbirliği ve Ankaragücü’nü Antalya’da ağırlayacak Antalyaspor’du. Özetlemek gerekirse, Antalyaspor kazanırsa kümede kalıyordu. Gençlerbirliği ve Denizlispor maçlarını berabere dahi bitirse kümede kalıyordu. Konya’nın ise son hafta kazansa bile küme düşme riski bulunuyordu.

Tüm bunların yanında küme düşecek takımı belirlemek için bir de olası ikili, üçlü ve hatta dörtlü averaj hesaplarının göz önünde bulundurulması gerekebilirdi. Ki gerekti de…

Eğer son hafta Konya kazanır, Denizli ve Gençlerbirliği kaybeder, Antalya ise berabere kalırsa tüm takımların puanı 38 oluyor, dörtlü averajda (evet dörtlü!) Gençlerbirliği küme düşüyordu.

Maçların 65. dakikaları devam ederken Denizli, Beşiktaş karşısında yediği iki golle 2-0 geriye düşmüş, Konya, Ankaraspor karşısında 2-0 öne geçmiş, Antalya-Ankaragücü maçı golsüz berabere devam ederken, Gençlerbirliği ise erkenden 4-0 mağlup duruma düşmüş ve kaderini diğer maçların sonuçlarına bağlamıştı. Bu sonuçlar tam da bahsettiğimiz dörtlü averaj olasılığını gerçeğe dönüştürüyordu. Tüm maçlar bu skorlarla biterse küme düşme potasındaki 4 takımın da puanları 38 oluyor, bu dörtlü averaj hesabında ise Gençlerbirliği küme düşüyordu. Artık canhıraş oynaması ve maçını kazanması gereken takım olan Gençlerbirliği 4-0 mağlup durumdaydı. Gençlerbirliği, 1987-1988 sezonundan sonra ilk defa küme düşmek üzereydi. Taraftarlar artık neredeyse ümidi kesmiş umutsuzca skoru değişmesi en olası maç olan Antalya-Ankaragücü maçına odaklanmıştı. Skoru değişmesi en olası maçın mevcut skoru ise her iki takım için de sorunsuzdu. Üstelik Ankaragücü-Gençlerbirliği arasındaki rekabet ve iki sezon önce son hafta Antalyaspor’un Gençlerbirliği’ne kendi sahasında 3-1 yenilerek küme düşmesi, maçın skorunun değişmesini “zorlaştırıyor” gibiydi. Üstelik maç da son derece durağan geçiyordu. Bu umutsuzluk sadece Gençlerbirliği taraftarlarını etkilememiş olacak ki maç devam ederken Gençlerbirliği teknik direktörü Samet Aybaba da sahayı terk etmiş, soyunma odasının yolunu tutmuştu. Kim bilir, belki o da taraftarlar gibi, Antalya’daki maça totem yapmanın daha reel bir getirisi olabileceğini fark etmişti.

Derken maçın 65. Dakikasında Gençlerbirliği’nin kaderini değiştirecek adam, Fildişi Sahilli Serge Pacome Djiehoua maça dahil oluyordu. Oyuna girdikten sonra hareketlenen maçın 72. Dakikasında attığı gol ile Antalyaspor’u 1-0 öne geçiriyor, bu sayede Antalya’nın puanı 40’a çıkıyor, dolayısıyla dörtlü averaj üçlü averaja dönüşüyordu. Gençlerbirliği Antalya’nın da içinde bulunduğu dörtlü averajda, sezon içinde Antalya’ya iki maçta da yenildiği için geride kalmasına rağmen, Antalya’nın dahil olmadığı bir üçlü averajda son sırayı Konya’ya bırakıyor ve bu sonuçla küme düşmekten kurtuluyordu. Küme düşecek takım ise Konya oluyordu. Artık ipler Ankaragücü’nün elindeydi. Maçın son 15 dakikasında Ankaragücü’nün atacağı bir gol Antalya’yı yeniden dörtlü averaja sokup Gençlerbirliği’ni düşürebilir, Konya’yı ligde tutabilirdi. Antalya’da maç, bu olasılıkların da iyice netleşmesiyle gerilmiş, sarı kartlar çıkmaya başlamış, oyuncu değişiklikleriyle maç hareketlenmişti. Ankaragücü’nün sonuç vermeyen baskısı nihayetinde, Gençlerbirliği taraftarlarının yaşadığı stres, korku, endişe, umut/umutsuzluk dolu 20 dakika geride kalmıştı. Ama öyle bir 20 dakikaydı ki taraftarların ne duygularını anlatacak bir ruh hali, ne de kaygılarını tarifleyebilecek bir betimleme vardı. Evet belki süslü İstanbul takımları gibi gösterişli bir stadyum ortamı, medya gücü ya da taraftar profili yoktu ama; o tarifsiz 20 dakikayı yaşayan da belki de Gençlerbirliği kulübünün bizatihi kendisiydi. Kiminin torunu, kiminin çocuğu, abisi, ablası babası, annesi, dedesi, ninesi ya da kendisi olan kulüp.

Şu sıralar cumhuriyetle birlikte yüzüncü yılını kutlamaya doğru yol alan bu güzel kulüp, daha iyileri hak etmeli. Daha iyi olan her şeyi. Her anlamda.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın