İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Resimler, Hayaller Paramparça

Hayallerimizle en barışık olduğumuz yaşlarda, yıldız sporcular, aktörler, aktrisler, şarkıcılar süsler defterlerimizi, duvarlarımızı. Bizim gibi futbol coğrafyasında, Ronaldinho’nun ya da Brezilyalı Ronaldo’nun Michael Phelps’ten fazla bileni vardır. Haydi kendimize fazla haksızlık etmeyelim, dünyanın tamamında belki böyledir. Öte yandan suyla pek barışık olmadığımızı bir kez daha itiraf edelim.

Michael Phelps’e borcumuzu ödeyerek başlayım: Jimnastikçi Alexander Dityatin’in 1980 Yaz Olimpiyatları’nda 8 madalya alarak bir olimpiyatta en çok madalya kazanan sporcu rekoruna 2004 ve 2008 Olimpiyat Oyunları’nda ortak olmuştur. 2008’de aldığı 8 altın madalya ise bu alanda ayrı bir rekordur.

Phelps ya da birçok efsanevi sporcu duvarlarımızı süsleyemese de uzun saçları, kirli sakalı, kıyafet kurallarına aldırmayan, kortta acaba bugün ne yapacak diye kendini izleten Andre Agassi, bu konuda istisnai bir sporcuydu. İnternetin henüz yaygınlaşmadığı, spor kanallarının alıp başını gitmediği yıllarda kendini bu topraklarda sevdirdi. Kariyerinin zirvesindeyken, dibe en yakın olduğu dönemdi. Saçlarını kazıyarak kavuştuğu yeni imajıyla 1995’te dünyanın 1 numarası oldu, 96’da Olimpiyat Altını kazandı. 1997 ise hem sakatlıklar, hem de özel hayatındaki çalkantılar onu 141 numaraya geriletti. 99’da iki grand slam kazanarak müthiş geri dönüşünü yaptığında sporseverlerin gönüllerindeki yeri iyice sağlamlaşmıştı.

Andre Agassi

Agassi, 4 Grand Slam ile birlikte olimpiyat altını alan ilk erkek tenisçidir. İlginç olan ise bu 5 turnuvada da aynı yıl şampiyon olarak Golden Grand Slam unvanını alan tek tenisçi olan Steffi Graf ile 2001’de evlenmiştir.

Son Grand Slam’ini 2003’te kazanan Agassi’nin emeklilik kararı aldığını öğrenmek, dünyanın dört bir yanındaki sevenlerini üzmüştü. Sakatlıklar, kariyerindeki düşüşte önemli faktörlerden biriydi. Eylül 2006’da Amerika Açık’a gelindiğinde, bunun Agassi’nin kariyerinin son turnuvası olduğunu biliyorduk. Bu turnuvada yapacakları herkes için biraz daha anlamlı olacaktı. 3. turda Benjamin Becker’le karşılaştığında, setlerde 5-7, 7-6, 4-6, 5-6 ile 2-1 gerideydi. Servis sırası Becker’deydi, Alman tenisçi 40-0 ile maç sayısı için servis kullanıyordu. Arthur Ashe Stadyumu’ndaki yirmi bini aşkın seyircinin alkışları esnasında servisi kullandı Becker, ve efsanevi tenisçi Andre Agassi’nin profesyonel kariyeri ace ile sona ermiş oldu. Rakibini tebrik ederek kenara geldi, havluyla önce terini sildi. Havluyu yüzünden çektiğinde gözyaşlarını gören kalabalığın alkışı daha da şiddetlendi, Agassi seyirciyi selamladı, tekrar kenara geldi. Gözyaşlarını kontrol edemiyordu, derin derin iç çekişlerden sonra korta yürüyerek seyirciyi öpücükler ve reveranslarla tekrar selamladı. Röportaj için mikrofon kendisine uzatıldığında, ilk başta konuşmakta güçlük çekiyordu. “Skorbord, bugün yenildiğimi söylüyor. Ancak skorbordun söylemediği şey benim neler öğrendiğim. 21 yılın sonunda sadakati keşfettim. İlhamı buldum. En güçsüz hissettiğimde dahi bana azim verdiniz…” Yalnız tenis tarihinin değil, tüm spor tarihinin çok özel anlarından biriydi kuşkusuz.

Agassi’nin ismini en son kariyerinde düşüş yaşayan Djokovic’i çalıştıracağı haberiyle duyduk. Otobiyografisi Open: an Autobiografi, 2009 yılında yayımlandı. Bu kitabın içeriği sevenlerini bir miktar üzse de o bir efsane olarak anılacak.

Andre Agassi, Steffi Graf ve çocukları

Bir diğer önemli emeklilik anı ise 3 ay öncesinde, Haziran 2006’da yaşanmıştı. Futbolun romantik seyircileri için özel bir yeri olan Zinedine Zidane, Nisan ayında emeklilik kararını açıkladı. Esasında 2004 yılında Fransa Milli Takımı’nı bıraksa da, kötü gidiş, onu bundan vazgeçirmişti. 2006 Dünya Kupası, onu profesyonel futbolcu olarak son kez izleyeceğimiz arena olacaktı.

Fransa Milli Takımı’nın en başarılı olduğu 98 ve 2000 yıllarında, kupayı kaldıran takımın en önemli oyuncusuydu. Los Galacticos’un ikinci halkasıydı. Çok golcü bir oyuncu değildi, Kariyerinde toplam 156 golü vardı, hatta kariyerinde ofsayta yalnızca bir kere yakalanmıştı.

Fransa takımının en sert eleştirildiği dönemlerden biri kazandıkları 1998 Dünya Kupası’dır. Bir benzeri acımasız eleştiri dönemi 2006 Dünya Kupası’nda geçiriliyordu. Takımın 2006’da başında olan Raymond Domenech’in korkak futbol oynattığı ve takımın yönetimini Zidane’a bıraktığı yazılıp çiziliyordu. Takım oynadığı futbolla tat vermiyor, başarı adına çok az şey vadediyordu. Grubu İsviçre’nin ardından ikinci bitirmiş, buna rağmen önce Brezilya’yı, ardından da Portekiz’i 1-0’lık sonuçlarla elemişti. Finalde rakip İtalya’ydı.

Finalde iki isim, ikişer defa sahneye çıkarak maçın önüne geçti. 7. dakikada Zidane, panenka penaltısı ile takımını öne geçirdi. 19. dakikada ise kornerden gelen topu Materazzi kafayla ağlara gönderdi. Maçın normal süresi 1-1 sonuçlanmıştı. Finale kadarki maçlarda favori olarak görülmeyen Fransa, artık motivasyon olarak öndeydi, 110. dakikaya kadar izleyenlerin çoğunluğu, Zidane’ın şampiyonlukla emekli olacağını düşünüyordu. Ancak o dakikada beklenmedik bir olay yaşandı. Kendi yarı alanına dönmekte olan Zidane arkasını dönerek Materazzi’nin göğsüne kafa attı, ve kırmızı kart yedi. Pozisyon öncesinde Materazzi ile aralarında bir konuşma geçtiğini, rakibinin söylediği bir şey üzerine dönerek kafa attığını izledik. Zidane’ın son maçı böyle bitmemeliydi. Kupayı penaltılarla İtalya kazansa da turnuvanın en iyi oyuncusu Zinedine Zidane seçildi.

Şimdilerde Zidane’ı bir buçuk yıldır başında olduğu Real Madrid’le, tarihi başarılar yakalarken izliyoruz.

Zinedine Zidane, Fransa Milli Takım formasıyla

Tarihin en iyi kısa mesafe koşucusu diyebileceğimiz Usain Bolt, bundan 10 ay önce emeklilik için tarih vermiş; Londra’daki 2017 Dünya Atletizm Şampiyonası ile uluslararası yarışlarda son kez ter dökeceğini ilan etmişti.

Usain Bolt 2008, 2012 ve 2016 Olimpiyatları’nda 100 metre, 200 metre ve 4×100 metre yarışlarının tamamını kazandı(Daha sonra Jamaika’nın 2008 4×100 metre altın madalyası geri alındı). Mayıs 2008’de 100 metre dünya rekorunu 9,72 ile kırdı, öte yandan bu yarışta ikinci olan Asafa Powell da bir önceki dünya rekorundan hızlıydı. Ardından Pekin Olimpiyatları’nda rekoru 9,69’a çekti. 2009 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda ise rekoru 9,58 ile yeniden kırdı. Aynı şampiyonada üç gün sonra 200 metre yarışında kendisine ait rekoru 19,19 ile geliştirdi.

İnternet ve özellikle sosyal medyanın hayatımıza bu denli girmesiyle birlikte yeni dönem sanatçı ve sporcuları ile eskiden olduğu gibi bağ kurulamıyor. Zidane ve Agassi’nin, daha fazlası sadece siyah beyaz ekran karşısında görülen yıldızların genç zihinlerde, gönüllerde bıraktığı etkinin benzeri günümüzde görülemeyecek. Bir sporcunun sürekli demeçlerini, paylaşımlarını görmek ile yalnızca maçta karşılaşabilmek arasındaki fark çok büyük.

Bolt da teknolojinin nimetlerini birçok açıdan kullananlardan biri. Önceki emeklilikler kadar yıkıcı olmayacaktı belki emekliliği. Kariyerine son vereceği Londra’daki yarışlar hakkında günler öncesinde, “Heyecanlıyım ve yarışmaya katılmak için can atıyorum. Sebebini bilmiyorum ancak favori değilim.” demişti. 5 Ağustos 2017’de herkesin beklediği yarış, TSİ 23:45’te koşuldu. Eleme ve yarı final yarışlarında Bolt, bir miktar beklentileri düşüren performans gösterdi. Ancak o, olimpiyat finalinde dahi ellerini açmış, arkasına bakmıştı, 2015 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda ise eleme serisinde en iyi 5, yarı finalde en iyi 3. dereceyi yapmış olmasına rağmen altın madalyayı almıştı. Yine finalde ipi göğüslemesine engel değildi bu performans.

Final yarışı başladığında Bolt’tan alışık olduğumuz kötü startı izledik. Ancak beklediğimiz atak gelmedi. Bolt, iki Amerikalı’nın ardından yarışı üçüncü bitirdi. Yarışı kazanan Justin Gatlin, on binler tarafından -dopingden ceza geçmişi nedeniyle- yuhalanıyordu. Gatlin, sevincini yaşarken sus işareti yapıp Usain Bolt’un karşısına geçti, önünde eğilerek ona saygısını gösterdi.

Bir hafta sonra, 12 Ağustos’ta ise 4×100 metre yarışı vardı. Bu alanda dünya rekorunun sahibi Jamaika, artık favori değildi. Yılın en iyi derecesi Britanya’ya aitti. Eleme serilerinde en iyi 3. dereceye sahip Jamaika’da bayrağı 3. sırada taşıyan Yohan Blake, bayrağı devrettiğinde Jamaika, Britanya ve Amerika’nın arkasındaydı. Bolt yirmi metreyi kendi koca adımlarıyla geçmişken sekmeye başladı. Acı içinde kendini yere bıraktı, Zidane gibi o da kariyerinin son mücadelesini yarım bırakmak zorunda kaldı.

Usain Bolt, 4×100 m yarışında sakatlık anı

Londra Olimpiyat Stadyumu’nda Bolt, kariyerini on binlerin alkışları esnasında veda turu ile noktaladı.

Usain Bolt, yukarıda bahsettiğimiz demecinin devamında şunları söylemişti:

“Hiçbir atlet hayattayken kendi rekorunun kırıldığını görmek istemez. Ben de öyle… Çocuklarım 15-20 yaşına geldiği zaman, bakın ben hala en iyisiyim demek istiyorum. Umarım öyle olur.”

Yazımızın erişemediği duyguları yaşamak için Andre Agassi’nin otobiyografisini edinebilir, Agassi-Mcenroe maçındaki eğlenceli anları ve kariyerinin son maçındaki hüzünlü anları seyredebilirsiniz. Zidane’ın Leverkusen’e attığı golü, ya da 1998 Dünya Kupası Final Maçı’nı izleyebilirsiniz. Usain Bolt’un rekorlarını tekrar hatırlamak isteyebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın