İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SINAV TOPUZU

Denizinden ayrı düşmüşsen şayet kelimelerden bir deniz yarat Martı.

Zira hiçbir martı, denizinden ayrı kalmakla sınanmamalı..

                                   

  Pijamalarım ve kurşun kalemle yaptığım sınav topuzumla bir günü daha bitirdim. Gecenin karanlığında, balkonumda tek başıma oturuyorum. Yanımda henüz yudumlamadığım bir bardak çayım, tüm paspallık ve kepazeliğimle satırların arasında dolaşıyorum. Böyle planlamamıştım. Verdiğim kısa süreli molalar haricinde uykuya yenik düşene dek ders çalışacaktım. Birkaç gün sonra bütünleme sınavım var. Stresliyim. Elimde olmadan kendime eziyet ediyorum. Yazmak planlanabilir bir eylem değildir, diyor ve beni yatıştırıyor iç sesim. Ona katılıyorum. Nerede, ne zaman peyda olacağı kestirilemeyen bir ihtiyaçtır yazmak. Üstelik bendeki hali tazecik bir delikanlı misali; enerjik, içi içine sığmayan, sağı solu belli olmayan, sevimli olduğu kadar da hırçın bir ihtiyaç. Ne zaman “Üzgünüm, sana ayıracak vaktim yok.” desem asabileşiyor. Onun bu hali bana da sirayet ediyor ve adeta histeri krizine girmiş bir hastaya dönüşüyorum. Bana ettiklerini görüyor ama ne fayda! Bırakmıyor peşimi. Şimdi sıra bende, diyor ısrarla. “Bırak dışarıdaki dünyayı, şimdi sıra bende.” Çaresiz beyaz bayrağı çekiyorum.

  Topuzum pek güzel oldu, gururlandım. Kurşun kalemle topuz yapan bir kadının üstesinden gelemeyeceği ne olabilir ki şu hayatta? Kolay bir şey sanmayın ha! Tam sağlam bir şekilde yaptığınızı sanırsınız oysa o pusuda bekler, ellerinizi çektiğiniz an pişmaniye gibi dağılır. Tekrar tekrar uğraşmak zorunda kalırsınız. Bazen de direnmez size. Tek seferde toplar, işinize koyulursunuz. Fakat çok geçmeden birkaç muzır tel özgürlüğünü ilan eder. Onlardan güç bulan arkadaşları da peşlerinden gelir teker teker. Üstelik bunlar, ekseriyetle gözünüzün önüne düşer. Toplanmanın, sıkıştırılmanın öcünü alır gibidirler sizden. Dolayısıyla her bir saç teline kalemle söz geçirmek marifet ister.

  Basit bir saç toplama eyleminde bu kadar kafa yoracak ne var, diye düşünebilirsiniz. Hiçbir önemi olmayabilir gerçekten de. Fakat bana kalırsa mesele zaten eylemin sıradan ya da seçkin oluşunda değil, hayatın içinden oluşunda gizli. Neden felaket senaryolarımız, gerçekleşmesi bize mümkün gelmeyen hayallerimiz, içimizde bir yerlerde anbean çürümeye devam eden ukdelerimiz söz konusu olduğunda her ayrıntıyı defalarca kurgularız da yanı başımızdaki hayatı tenezzül edercesine yaşarız? Neden keşkelerimize bürünürüz de mümkünlerimize kulak tıkarız? Neden başrolü olduğumuz bir ömrü doya doya yaşamak varken seyirci koltuğuna yapışıp kalırız?

İş görüşmelerinin vazgeçilmez sorusudur: Kendinizi beş yıl sonra nerede görüyorsunuz? Bu, sözlü sınavında çıkma ihtimali yüksek olan sorular gibidir, cevabına muhakkak çalışılır. Hatta görüşmeye gitmeden evvel adeta beş yıllık bir kalkınma planı hazırlar çoğu insan. Hâlbuki bulunduğu yeri bile göremeyen, belirsizlik içinde yüzen kimsenin kilometrelerce ötede, sisler arasında saklı bir şehirden söz etmesi ne derece gerçekçidir? Kapitalist sistemin dayatmaları üzerine ahkâm kesmek istemiyorum. Hem benden çok daha ehil kişilerin bu noktaya defalarca eğildiğini biliyorum hem de hapsolduğu tüketim çağına öfkeli bir genç olarak kantarın topuzunu kaçırmadan konuyu kapatabileceğime ihtimal vermiyorum. Ben sadece kendi küçük pencereme yansıyanlara ayna tutuyorum. Sanki bizim içinmiş gibi görünen bu düzen, aslında bize rağmen ve yalnız kendi sürekliliğini sağlamak adına işlemiyor mu? Kim olduğumuz, ne istediğimiz, amaçlarımız, hayallerimiz, hatta inançlarımız bile biz farkına varamadan manipüle ediliyor ve oluşturulan yeni değerler üzerinden yepyeni hayatlar inşa edilmiyor mu? Düşünceden, muhakemeden yoksun; tüketim odaklı, kendisine sunulanı bilinçsizce kabul eden, amacını sorgulamayan, hatta bir amacı olmadığını fark etmeyen hayatlar… Bana Cansever’in dizelerini hatırlatıyor: “Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim/ Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama”

Bunca şeyden söz edip de Sokrates’i anmamak olur mu hiç? “Sorgulanmayan hayat, yaşamaya değmez.” diyor ünlü filozof bu hususta. Sizi bilmem ama benim için eylemlerimi, düşüncelerimi, hayatımı anlamlandırmak, sunulanı değil tercihlerimi yaşamak, kısacası ben olmak; düzenin dayattığı, parlattığı, zorunluluk haline getirdiği zırvalıklardan çok daha mühim. Bu yüzden özgür irademi kullanarak düşündüm ve karar verdim; yarın sınav topuzu yapacağım. Bütünleme sınavımda da şimdiden kendime başarılar dilerim.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir Cevap Yazın